İçeriğe geç

Saraybosna-Mostar

Ofisteyim, deli gibi çalışıyorum, ay kapanışı yeni bitmiş ve içerisi fatura dolu!

Kontrol et, kaydet! Kontrol et, reddet! Kontrol et, fiyat farkı faturası kes! Klasik bir tedarik süreçlerini ilerleten muhasebeci! O sırada telefonum çalıyor, bakıyorum ve arayan Esra.

Açar açmaz, ” Eray! Sana bir şey soracağım, hemen cevap vermen lazım! Saraybosna’ya bir tane bedava tur biletim var, gelir misin?! ”

Daha öncesinde bir çok kez bilet almış ve birlikte seyahat edememiş durumdayız. Bir o gidiyor, bir ben gidiyorum ama birlikte gidemiyoruz! Fırsat ayağımıza geldi sanırım.

Tarihi bile sormadan ” Evet, geliyorum!! ” diye cevaplıyorum, sonrasında öğreniyorum ki sadece 2 gün sonrasında, 21 Şubat cuma günü orada olacağız. Hemen yöneticime haber veriyorum, izin durumumu ayarlıyorum. Bütçem şu sıralar kötü, bedelli askerlik ödemesi falan derken bitmiş durumdayım. Kenarda duran yaklaşık 150 Euroyu yanıma alıyorum ve iki gün sonra cuma sabahı benim evden Esra’yla birlikte yola koyuluyoruz.

Uçak Sabiha Gökçen Havaalanından öğleden sonra hareket edecek, akşam üzeri orada olacağız ve kısa bir şehir turuyla birlikte otele yerleşeceğiz. Ama aksilik! Uçak rötar yapıyor, şaşırmıyoruz, bizde şans yok! Son şansımı bedava tur biletinde kullanmışım, başıma neler gelecek diye merakla bekliyorum.

Akşam saatlerinde Saraybosna havaalanına iniyoruz, küçücük bir alan, sıcak kanlı rehberimiz bize karşılıyor. Araca yerleşiyor ve yaş ortalaması 35+ olan bir tur ile harekete geçiyoruz. Hepsi sevecen insanlar; rehberimiz bize şehrin tarihini, Osmanlıdan kalan eserleri ve savaş dönemini anlatırken ilerliyoruz. Merkeze gelir gelmez, serin havada ve hafif yüzümüze vuran rüzgarla birlikte yankesicileri karşı uyarı alarak çarşının içerisine dalıyoruz.

Etraftan gelen börek kokuları! Yemek kokuları, farklı tatlardaki kahvelere ait kokular eşliğinde tekke, han, klise, çarşı tanıtımıyla birlikte; AŞK suyunumu yoksa şehre tekrar gelmemize yarayacak suyumu içeceğimize karar veriyoruz. Ben ikisinden de birer avuç alarak, ortada buluşturup içiyorum. Buna göre, ileride tekrar Saraybosna’ya gidip, birini bulup evleneceğim, hadi bakalım, bol şansss!

Bu arada kısa şehir turu bitiyor, serbest zamanımız var! Esra’nın daha öncesinde sosyal medyadan bulduğu küçük bir mekana gideceğiz, bir şeyler yiyip, içeceğiz!

Mekanı aramaya koyuluyoruz, bomboş ara sokaklardan mekanın kapısını görüyor ve büyüleniyoruz. Hemen içeriye giriyoruz, küçük salaş bir mekan, etkileyiciii! Birer bira, biraz çerez eşliğinde vakit geçiyor.

Bu sırada İstanbul Tırmanış etkinliklerine katılan ve oradan tanıştığım Eda yazıyor, Meğersem uzun süredir Saraybosnadaymış ve sabah erkenden Arnavutluğa geçecekmiş. İşi dolayısıyla oraya taşınmış ama saat geç olduğundan görüşemeyeceğiz. Bir sonraki seyahatimde Arnavutluğa gidersem, haber vermemi ve beni misafir edeceğini iletiyor. Keşke daha önceden haberleşebilseydik… Neyse, biz de artık araca doğru geçiyoruz, otele yerleşip dinleneceğiz.

Yarın sabahtan Mostar turu var ancak ücret bize pahalı geldiği için biz öncesinde online olarak tren bileti aldık ve sabah erkenden tren ile oraya geçeceğiz! Rüya yolu diye geçen mükemmel bir tren yolu olduğu söyleniyor ve biz de bunu keşfedeceğiz.

Sabah erkenden, henüz kargalar bile hareket etmeden biz kalkıyoruz. Şehir merkezine giden tarihi tramvay hattının ilk seferine bineceğiz ve böylelikle trene yetişebileceğiz. Hızlı hızlı otelden çıkıyoruz, kimsenin bulunmadığı bir alandan durağa doğru ilerliyoruz. Görevliler yok, turnikeler açık, biz içerideyiz. Tramvay geliyor ve biniyoruz, kimse bilet sormuyor, kimse de biletini okutmuyor. Yaklaşık 25-30 dakikalık bir yolculuk ile tren istasyonuna yakın bir konumda inerek, sıkı korunan Amerikan konsolosluğunun kenarından tren istasyonuna doğru bir süre yürüyoruz.

Gara geldiğimizde içerisi boş, çok az insan var. Birer kahve içmek için oturuyoruz, yaklaşık 20 dakika kadar bekledikten sonra anons ile birlikte tren peronuna doğru ilerliyoruz. Tren gayet güzel, hızlı trenlerden; içeride şarj üniteleri ve free wi-fi mevcut. Ama nedense yavaş yavaş ilerliyor, derken! O da ne, 1 saatin sonunda bir istasyonda duruyoruz, henüz rüya kısmına gelemeden, herkesin inmesini söylüyorlar. Bir anda 90’lardan kalma eski otobüslere bindiriliyoruz. Yolumuza bu şekilde devam edecekmişiz, tren hattı Mostar’a kadar çalışmıyormuş. 1 saat kadar daha otobüs üzerinde devam eden yolculuğumuz, ara ara rüya hattı denilen ve akarsu kenarından devam eden hattan ilerliyor. Manzara güzel, Esra yeni kulaklığını takmış ve uyuyor.

Ve Mostardayız! Sabah 9-9:30 civarında varıyoruz, erken geldiğimiz için ve keşfetmek istediğimizden dolayı yürümeye başlıyoruz. Önümüzde bir çift var, biz de onlara güvenerek, takipteyiz! Ama onlar da yolu bilmiyor ve bir süre sonrasında biz önlerine geçiyoruz. Trafiğe kapalı, çarşı caddesinde dilencilerin sürekli yanımıza gelmesiyle birlikte ilerliyoruz. Mostar Köprüsü göründüüü!

Çarşı içerisinden köprüyü görünce yavaş yavaş yaklaşıyoruz, ben drone ile çekim yapmak istiyorum ve hemen çıkartıyorum, köprüye yürürken drone ile de yukarıdan çekim yapıyorum. Güvenlik görevlileri herhangi bir sorun çıkarmıyor. Köprünün manzarasının keyfini çıkarıyoruz, etraftaki müzeleri gözümüze kesiyoruz ve kahvaltı yapmak için bir yer arıyoruz! Tüm mekanlar kapalı, saat çok erken! Geride gördüğümüz bir mekana dönmek için hareket ediyoruz.

Köşe başında yer alan lokantaya yaklaşıyor ve börek soruyoruz. Birer porsiyon börek! Sabah sabah mükemmel geliyor. Karnım zil çalıyordu ve artık onu susturuyorum. Artık kendimize geldik. Şimdi keşfetmeye devam etme vakti!

Hareket ediyoruz, bu sefer köprünün altına iniyoruz. Orada drone ile biraz çekim yapıyor, manzaranın ve güneşin tadını çıkarıyoruz. Çevrede gezebileceğimiz bir kaç noktaya bakıyoruz, ve keşfetmeye devam ediyoruz.

Bu keşfetme esnasında yapılan market alışverişleri, girilen kişisel bakım dükkanları, kitap dükkanları mevcut. Hepsine göz gezdiriyor ve ilgimizi çekenleri almaya çalışıyoruz. Esra arkadaşları ve ailesi için bir kaç hediyelik eşya bakıyor ama Balkanlar ucuz diyen arkadaşlara saygılarımızı iletiyoruz…

Akşam oluyor, dönüş yoluna geçmeliyiz, bir yerde bir şeyler atıştırıyoruz ve tren istasyonuna ilerliyoruz. Bu sefer tek seferde aktarma olmadan Saraybosna’ya kadar gideceğiz! 

Neyse ki bu sefer sorunsuz şekilde bir yolculuk geçiriyoruz, istasyondan çıkar çıkmaz eski tramvaya doğru yürüyoruz. Çok yorulmuş durumdayız, otele gidip dinleneceğiz. Otele geçmeden önce yakındaki AVM’yi ziyaret ederek, biraz alışveriş yapıyoruz. Çeşit çeşit alkolleri ve çikolataları ucuza alıyoruz.

Sabah yine erkenden kalkıyoruz, bu sefer güzel bir kahvaltı yapacağız! Oteldeki açık büfe kahvaltıya katılıyor ve tabağımı bir dağcı olarak dolduruyorum! Bu sırada Esra sadece yulafını alıyor ve geliyor. Çok tatsızzz! Kahvaltı sonrası enerji depolamasıyla birlike tekrar harekete geçiyoruz, eşyalarımızı otelde bırakarak, şehir merkezine doğru yola çıkıyoruz, bu sefer tramvayda turnikeler kapalı ve bilet almamız gerekiyor. Bilet almamız gerektiğini başından beri biliyorduk ancak nereden alacağımızı sabah erken saatlerde bulamadığımız için yeni keşfetme fırsatımız oluyor. 

Şehir merkezinde sabah erkenden pazar ayinine katılıyoruz, ben ayini seviyorum ancak Esra dayanamıyor! Çıkalım deyince çıkıp ilerliyoruz, eski kütüphane, ordu evi derken sokaklarda geziyoruz. Çarşının göbeğine dalarak o dükkan senin, bu dükkan benim geziyoruz. Kimisinde 5 Lari olan eşya, diğer tarafta 10 Lari! Piyasayı sıkı takip etmek gerekiyor.

Aklımıza ilk gün gördüğümüz tarihi Han geliyor, oraya gidip kahve içmek istiyoruz. Ara sokaklardan giderek önüne varıyoruz, içeriye girip, Türk kahvesine benzeyen kahvelerinden içiyoruz. Yanındaki lokumu hiç acımadan yiyorum! Geçen zamanla birlikte artık kalkma vakti, gidip sanat merkezi gibi görünen pazara girmeliyiz! Biraz alışveriş yapıp, arkasından outdoor mağazalara bakmalıyız.

Pazara giriyoruz, sosis arayışına giriyorum ama istediğim sosislerden ne yazık ki bulamıyorum. O sırada bir kalıp peynir alıyorum, şarap yanında güzel gider! Arkasından daha öncesinde konumlarını kaydettiğim outdoor mağazalar için yürüyoruz. Çokça yürüdükten sonra, girdiğimiz mağazalar bomboş! Hal böyle olunca otele dönüp, uçağa yetişmek için koştur koştur tramvaya varıyoruz. Hemen gelen tramvaya biniyor ve 25 dakika kadar sürecek yol için etrafı inceliyoruz.

O da nesi! Sabah merkeze giderken bilet almıştık ancak dönüş yolunda bilet gişesi görmediğimiz için yine almadan binmiştik ve ”polis kontrol yapıyor” derken sıra bize geldi. Tabi bizi tutup, aşağıya indirdiler. Onlar İngilizce bilmiyor, biz onların dilini bilmiyoruz derken hararetli anlar yaşadık. Bize ATM’yi gösterdiler ve anladığımız kadarıyla ceza ödememiz için para çekmemizi istediler. Biz de karşı tepki gösterince gelen tramvaya bindik ve tramvay içerisinde güncel bilet aldırdılar. Sonrasında karşılıklı gülümsemeyle birlikte olayı çözdüğümüzden dolayı hızlı hızlı otele ilerledik. Otele varıp, çantalarımızı toparlamamızla birlikte servis aracı geldi ve havaalanına ulaşımımızı sağladı. Ülkeden çıkış ile birlikte yine rutin iş hayatımıza dönüyoruz.

Ah be Esra! Kim bilir hangi seyahat için tekrar bilet alıp, gidemeyeceğiz!

Bu gönderiyi Instagram'da gör

#mostar #mostarbridge

Eray Şuvman (@esuvman)'in paylaştığı bir gönderi ()

Tarih:Seyahat

7 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir